Bir yazının yapay hissettirmesini tek bir kelimeye bağlamıyorum. Bazı metinler insan tarafından yazılsa da boş ve kalıplı olabilir; bazı destekli taslaklar iyi editörlükle doğal hâle gelebilir. Benim ilgilendiğim üretim tahmini değil, okuma deneyimi.

Her cümle neden bu kadar büyük konuşuyor?

Sürekli dönüşüm, benzersizlik veya devrim anlatan bir yazı, somut konuya yaklaşmayabilir. İddianın büyüklüğüyle verilen ayrıntı arasında denge ararım. Küçük ama açık bir gözlem çoğu zaman daha inandırıcıdır.

Bir paragrafı okuduktan sonra ne öğrendiğimi söyleyemiyorsam sıfatları azaltıp nesneyi görünür kılmaya çalışırım. Hangi iş, hangi karar, hangi sorun? Soyutluğu azaltan sorular bunlardır.

Ritmin tekdüzeliğini dinleyin

Her paragraf aynı uzunlukta, her bölüm aynı üç adımda ilerliyorsa metin mekanik hissedebilir. Yapıyı sırf çeşit olsun diye bozmak yerine düşüncenin doğal hareketini izlerim. Kimi açıklama kısa, kimi karşılaştırma daha uzun alan ister.

Sürekli soru sorup hemen cevaplamak veya her bölümde aynı karşıtlığı kurmak da bir kalıba dönüşebilir. Tekrar düzenlemesi sadece kelimeler değil bu anlatım alışkanlıkları için de yararlıdır.

Somutluk sahte anı demek değil

Metni canlandırmak için yaşanmamış bir toplantı veya müşteri deneyimi eklemem. Açık bir örnek, küçük bir karşılaştırma veya düşünceyi sınayan soru yeterli olabilir. Doğallık, yanlış bir geçmiş kurmaya ihtiyaç duymaz.

Birinci tekil anlatım da her paragrafta “ben” demek değildir. Hangi ayrıntıyı seçtiğimiz ve neyi sorguladığımız kişisel sesi taşıyabilir.

Düzeltirken neyi koruyorum?

Yazının bilgisini ve özgün sorusunu. Daha doğal olsun diye gerekli terimleri veya ayrıntıları kaldırmak metni yüzeyselleştirebilir. Teknik düşünce de açık ve canlı anlatılabilir.

Ben yapay ton kontrolünü bir tespit yarışından çok editörlük sorusu olarak görüyorum: Bu cümle okura gerçekten bir şey söylüyor mu ve bunu bu biçimde söylemek için bir nedenimiz var mı?