Bir çeviride beni en çok açık hata değil, kulağa doğru gelen küçük anlam kayması düşündürüyor. “Olabilir” sözcüğünün kaybolması veya bir gözlemin kesin sonuç gibi yazılması metnin bütün tutumunu değiştirebilir.
Önce anlamın ağırlığını tartın
İsim, sayı ve tarihleri kontrol etmek başlangıçtır. Ardından ihtimal, zorunluluk ve öneri bildiren ifadeleri karşılaştırırım. Tavsiye ile kural, örnek ile yaşanmış deneyim aynı biçimde çevrilmemeli.
Kurgusal bir Türkçe cümlede “bu yaklaşımı değerlendirebiliriz” deniyorsa İngilizcesinin “bu yaklaşımı kullanmalıyız” demesi daha güçlü bir karar üretir. Dilbilgisi doğru olsa da anlam eşleşmez.
Kaynak metnin sırası zorunlu değil
Doğal İngilizce için cümle bölmek veya bilgi sırasını değiştirmek gerekebilir. Bu değişiklikler anlamı koruyorsa değerlidir. Sözcük sırasını koruyup okurun düşünceyi çözmesini zorlaştırmak sadakat değildir.
Yine de düzenleme sırasında yeni iddia eklemem. Açıklayıcı bağlam gerekiyorsa bunun bir uyarlama kararı olduğunu bilerek ve kaynakla uyumunu kontrol ederek ilerlerim.
Terimleri bir yerde tutun
Aynı kavram farklı sayfalarda farklı karşılıklarla kullanılıyorsa yayın dağınık görünebilir. Küçük bir terim listesi, özellikle konu adları ve proje rolleri için yararlıdır. Her kelimeyi sabitlemek değil önemli kavramları tutarlı tutmak amaçlanır.
İngilizce yerelleştirme kontrolü yazının çevresindeki menü, form ve bağlantıları da bu incelemeye katar. Çeviri yalnızca gövde metni değildir.
Son turda bir dilde okuyun
Karşılaştırma tamamlandıktan sonra İngilizceyi tek başına okurum. Cümleler doğal mı, anlatıcı hâlâ aynı kişi mi, giriş gerçek soruyu erken açıyor mu? Türkçeye bakmadan anlamak için fazladan çaba gerektiriyorsa editörlük devam etmelidir.
Ben yapay zekâ çevirisini son ürün değil, dil editörünün anlam ve ses üzerinde çalışacağı bir başlangıç olarak görüyorum.