Üç taslak geldiğinde ilk okuduğumun ritmi hoşuma gidebilir. Bu küçük ilk izlenim, diğer seçenekleri değerlendirme biçimimi etkileyebilir. Ben seçim yaparken önce neyi karşılaştırdığımı yazıyorum.
Akıcılık tek ölçüt olmasın
Bir metin rahat okunabilir ama temel soruya geç cevap verebilir. Başka bir taslak daha sade görünürken daha açık bir düşünce taşıyabilir. Üslup etkisi ile bilgi değerini ayrı değerlendiririm.
Önce her taslağın ana cevabını tek cümlede çıkarırım. Bunu yapamıyorsam yapı henüz yeterince net değildir. Ardından hangi iddiaların kaynağa dayandığını ve hangi örneklerin açıklama için kurulduğunu kontrol ederim.
Bir karşılaştırma masası kurun
Okur sorusuna yanıt, bilgi doğruluğu, bölüm sırası, tekrar ve ses için kısa notlar yeterlidir. Puan kullanmak şart değildir. “İkinci taslak daha açık ama örneği doğrulanmamış” gibi bir not, belirsiz bir beğeni sıralamasından daha işe yarar.
Seçenekleri bütünüyle iyi veya kötü diye ayırmam. Birinin yapısı, diğerinin örnek açıklaması yararlı olabilir. Yine de parçaları birleştirmek otomatik olarak tutarlı bir yazı üretmez; birleşen metin yeniden okunmalıdır.
En parlak cümleyi kaybetmek mümkün
Bazen sevdiğim giriş, yazının asıl konusunu yanlış çerçeveler. O cümleyi korumak için bütün metni ona uydurmam. Editörlük yalnızca iyi cümle toplamak değil, doğru düşünce düzenini seçmektir.
Bir taslakta olmayan kanıtı daha iddialı dilin telafi etmesine izin vermem. Editoryal brief hangi sınırları koyduysa seçeneklerin hepsi o sınırlarla değerlendirilmelidir.
Seçimden sonra bir tur daha
Seçilen metni diğer taslakları kapatarak okurum. Karşılaştırmada güçlü görünmesi, tek başına yeterince iyi olduğu anlamına gelmez. Başlıkla verdiği sözü karşılıyor mu, sonuçta gerçekten yeni bir açıklık oluşuyor mu?
Ben taslak seçimini bir kazanan bulma işi değil, yayımlanabilecek bir düşünceye hangi malzemeyle yaklaşacağımı belirleme işi olarak görüyorum.